Cinsiyetçi olmamak ne demek ?

NoNaRT

Global Mod
Global Mod
Cinsiyetçi Olmamak Ne Demek? Günlük Hayatta Eşitlik, Önyargılar ve İnsan Olabilmek Üzerine

Bazen arkadaş ortamında edilen bir şaka, bazen iş yerinde verilen bir karar, bazen de aile içinde kurulan sıradan bir cümle insanı düşündürüyor: Acaba biz farkında olmadan cinsiyetçi davranıyor muyuz? Açıkçası bu konuyu ilginç buluyorum çünkü cinsiyetçilik denildiğinde çoğumuzun aklına hemen kadınları küçümseyen, erkekleri üstün gören veya bir cinsiyete açıkça hakaret eden insanlar geliyor. Oysa mesele bundan çok daha geniş. İyi niyetli olduğumuzu düşünürken bile karşımızdaki insanı cinsiyetine göre değerlendirebiliyor, onun yerine karar verebiliyor veya belirli davranışları sırf kadın ya da erkek olduğu için ondan bekleyebiliyoruz.

Bana göre cinsiyetçi olmamak, kadınlarla erkeklerin her konuda aynı olduğunu iddia etmek değil; insanları yalnızca cinsiyetleri üzerinden tanımlamaktan vazgeçmek demek. Bir insanın yeteneklerini, karakterini, düşüncelerini ve hayattaki hedeflerini anlamaya çalışırken onun kadın veya erkek olmasını tek belirleyici ölçüt hâline getirmemek gerekiyor. Üstelik bu yaklaşım yalnızca kadınların haklarıyla ilgili de değil. Erkeklerin duygularını özgürce ifade edebilmesi, babaların çocuk bakımına katılması, kadınların yönetici olabilmesi ve herkesin kendi hayatına ilişkin kararları baskı görmeden alabilmesi aynı meselenin farklı parçaları.

Gelin, konuyu yalnızca teorik bir eşitlik tartışması olarak değil, günlük yaşamımızı doğrudan etkileyen bir mesele olarak ele alalım.

1. Cinsiyetçi Olmamak Tam Olarak Ne Anlama Geliyor?

Cinsiyetçilik, bir insanı cinsiyeti nedeniyle diğerlerinden üstün veya aşağı görmek, ona farklı haklar tanımak ya da belirli kalıplara uymasını beklemek şeklinde ortaya çıkabilir. Bu tutum bazen açık ayrımcılık biçiminde görülürken bazen de oldukça sıradan ve masum görünen davranışların içine yerleşir.

Örneğin bir işverenin, aynı niteliklere sahip iki adaydan erkek olanı sırf kadınların ileride çocuk sahibi olup işten ayrılabileceğini düşündüğü için tercih etmesi cinsiyetçi bir yaklaşımdır. Burada kadın adayın gerçek performansı değil, onun hakkında önceden oluşturulmuş bir varsayım belirleyici olmuştur.

Benzer şekilde, bir erkeğin çocuk ağladığında hemen anneye yönelmesi, çünkü çocuk bakımının doğal olarak kadının görevi olduğunu düşünmesi de cinsiyet kalıplarıyla ilişkilidir. Kadınların yemek yapmayı, erkeklerin ise teknik işlerden anlamayı doğuştan bildiğini varsaymak da aynı düşünce biçiminin farklı bir örneğidir.

Burada önemli bir ayrım var: Her farklı davranış mutlaka cinsiyetçilik değildir. İnsanların fiziksel özellikleri, bireysel tercihleri ve yaşam koşulları farklı olabilir. Sorun, bu farklılıkları herkese uygulanması gereken katı kurallara dönüştürmek ve insanlara eşit fırsatlar sunmamaktır.

Cinsiyetçi olmamak şu soruları sorabilmektir:

- Bir insanı değerlendirirken gerçekten onun yeteneklerine mi bakıyorum, yoksa cinsiyeti hakkında taşıdığım varsayımlara mı?

- Aynı davranışı bir kadın yaptığında ve bir erkek yaptığında aynı şekilde mi yorumluyorum?

- Bir insanın seçimlerine saygı duyuyor muyum, yoksa onun adına ne yapması gerektiğine ben mi karar veriyorum?

- Eşitlikten söz ederken karşımdakinin yaşadığı gerçek engelleri de dikkate alıyor muyum?

Bence en önemli nokta şu: Cinsiyetçi olmamak, insanları birbirinden ayıran bütün farklılıkları görmezden gelmek değil, bu farklılıkları bir üstünlük veya değersizlik ölçüsüne dönüştürmemektir.

2. Cinsiyetçiliğin Tarihsel Kökenleri: Bu Düşünceler Nereden Geliyor?

Cinsiyetçi düşüncelerin kökenini anlamak için geçmişte insanların nasıl yaşadığına bakmak gerekiyor. Tarihin farklı dönemlerinde iş bölümü, mülkiyet ilişkileri, aile yapısı, savaşlar, dinî yorumlar ve siyasi sistemler kadınlarla erkeklere farklı roller yükledi. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Geçmişteki bütün toplumlar aynı değildi ve cinsiyet rolleri her kültürde aynı şekilde oluşmadı.

Tarım toplumlarında fiziksel güç gerektiren bazı işler, askerlik ve mülkiyetin korunması gibi faaliyetler çoğunlukla erkeklerle ilişkilendirildi. Gebelik, doğum ve emzirme gibi biyolojik süreçler de kadınların çocuk bakımındaki rolüyle bağlantılıydı. Zamanla belirli koşullar altında ortaya çıkan bu iş bölümleri, bazı toplumlarda değişmez kurallar gibi algılanmaya başladı.

Bana kalırsa kritik dönüşüm tam da burada gerçekleşti: Bir işi belirli bir kişinin yapmasıyla o işin yalnızca o kişilerin görevi olduğuna inanmak birbirinden farklı şeylerdir. Örneğin doğum yapabilmek biyolojik bir özelliktir; fakat çocuk yetiştirmenin, ev temizlemenin veya aile bireylerinin duygusal ihtiyaçlarıyla ilgilenmenin yalnızca kadınlara ait olduğu sonucu buradan çıkarılamaz.

Sanayi Devrimi de cinsiyet rollerinin biçimlenmesinde etkili oldu. Ücretli üretimin evden ayrılarak fabrikalara ve iş yerlerine taşınması, bazı toplumlarda erkeklerin kamusal alanda çalışan ve gelir sağlayan kişi, kadınların ise evin sorumluluğunu üstlenen kişi olarak görülmesini güçlendirdi. Elbette kadınlar tarih boyunca çalıştı; özellikle yoksul ailelerde, tarımda, zanaatlarda ve aile işletmelerinde kadın emeği her zaman önemliydi. Dolayısıyla geçmişte bütün kadınların evde oturduğunu düşünmek de doğru değildir.

Kadınların eğitim, mülkiyet, oy kullanma ve çalışma hakları için yürüttüğü mücadeleler, bu rollerin doğal ve değişmez olmadığını ortaya koydu. Bir zamanlar kadınlara uygun görülmeyen mesleklerde bugün başarılı kadınların bulunması, toplumsal beklentilerin zaman içinde değişebildiğini gösteriyor.

Bilimsel araştırmalar da bu değişimi destekleyen bulgular sunuyor. Amerikan Psikoloji Birliği'nin aktardığı, Alice Eagly ve çalışma arkadaşlarının 2019 tarihli araştırması, 1946-2018 yılları arasında ABD'de yürütülen 16 kamuoyu araştırmasını ve 30 binden fazla yetişkinin verilerini inceledi. Sonuçlar, kadınların zekâ ve yeterlilik bakımından erkeklerle eşit görüldüğünü belirtenlerin oranının zamanla önemli ölçüde arttığını ortaya koydu. https://www.apa.org+1

Bu bulgu bana önemli bir şey düşündürüyor: İnsanların bir cinsiyetten ne beklediği, o cinsiyetin gerçekte neler yapabildiğine ilişkin algısını etkiliyor. Kadınların eğitim ve iş yaşamında daha fazla görünür olması, yeterlilikleri hakkındaki toplumsal düşüncelerin de değişmesine katkıda bulunabiliyor.

Forum için tartışma sorusu: Bir davranışın geleneksel olması, onun mutlaka doğru veya adil olduğu anlamına gelir mi? Ailemizden öğrendiğimiz hangi cinsiyet kalıplarını bugün sorgulamamız gerekiyor?

3. Erkekler Sonuç Odaklı, Kadınlar Empati Odaklı mıdır?

Bu konuya geldiğimizde sık karşılaştığımız bir iddia var: Erkeklerin daha stratejik ve mantıklı, kadınların ise daha duygusal, empatik ve topluluk odaklı olduğu söyleniyor. İlk bakışta günlük deneyimlerle örtüşüyor gibi görünse de bu iddiayı bütün erkeklere ve kadınlara uygulamak ciddi bir hata olur.

Öncelikle stratejik düşünme ile empati birbirinin karşıtı değildir. Bir insan hem sonuç odaklı hem de duyarlı olabilir. Aynı şekilde, bir kişinin duygularını anlaması onun mantıklı kararlar alamayacağı anlamına gelmez. Bir ekip yöneticisinin çalışanlarının ihtiyaçlarını anlaması, uzun vadede daha başarılı kararlar vermesine bile yardımcı olabilir.

Toplumsal yetiştirilme biçimi burada önemli bir rol oynayabilir. Küçük yaşlardan itibaren erkek çocuklarına güçlü olmaları, sorunları kendi başlarına çözmeleri ve duygularını fazla göstermemeleri söylenebilir. Kız çocuklarından ise başkalarını düşünmeleri, uyumlu davranmaları ve ilişkileri korumaları beklenebilir. Bu mesajlar tekrarlandığında insanlar, kendilerine uygun görülen davranışları öğrenebilir.
 
Üst