Selânik Mülkiye Rüştiyesi Ortaokulu: Bir Zamanlar Eğitim Sistemi ve Bizim Masumiyetimiz
Hadi gelin, zamanın birinde, Selânik’teki Mülkiye Rüştiyesi Ortaokulu’na doğru, çok uzaklara gidelim… Yıl 1910 civarı… Burası, sadece bir okul değil; aslında bir dönem rüştiyesi, bir eğitim yuvası, bir takım kuralların dayatıldığı ama aynı zamanda çocukların hayal gücünü de zorladığı, sosyal ve stratejik bir savaş alanı! Belki de Selânik’teki bu okulun mezunları, sadece ders çalışarak değil, hayatın karmaşık ilişkiler ağına girmeyi öğrenerek de mezun oldular.
Okul ve İnsan: Erkeklerin Stratejik Hamlesi ve Kadınların Empatik Yaklaşımı
Okul deyince aklımıza gelen ilk şey, “okulda ne kadar başarılıyız?” sorusu olabilir. Erkeklerin bu konuda çözüm odaklı yaklaşımını çok iyi bilirsiniz! Mülkiye Rüştiyesi Ortaokulu’nda bile, “acaba dersleri nasıl geçerim, sınavlarda stratejimi nasıl belirlerim, öğretmeni nasıl etkilerim?” gibi analitik düşüncelerle dolu bir beyin fırtınası yapılırdı! Kimse “öğrenmeyi” düşünmez, genellikle "nasıl daha az çabayla geçebilirim?" stratejisi uygulanırdı. Bu, o dönemin genç erkeklerinin hayatta kalma taktiği gibiydi. Tabii, bir de o dönemlerin sınav sistemine bakınca, erkeklerin bu stratejik yaklaşımına hayran kalmamak elde değil.
Kadınlar ise, Selânik’teki Mülkiye Rüştiyesi'nde daha çok sosyal ilişkiler kurma ve empatik yaklaşımlar sergileyen taraflardı. “Hayatımı nasıl yönlendirebilirim?” sorusunu değil de, “Çevremdeki herkesle nasıl iyi ilişkiler kurabilirim?” diye düşünürlerdi. Hatta, bu dönemdeki kadınların okulda birbirlerine duyduğu samimi ilgi, bir tür “yardımlaşma kültürü” oluşturur, herkes birbirini desteklerdi. Tabii ki, sınıfta kim daha fazla not alacak, kim daha çok öğretmenle gözde olacak gibi oyunlar da vardı, ama temel mesele insan olabilmekti!
Bu yüzden erkekler “takım çalışması”na daha çok, “kendi başına bir şeyler yapma” yeteneği olarak bakarken, kadınlar ise “takım çalışması”nı, “herkesin birbirini anlaması ve desteklemesi” olarak görürlerdi. Şimdi bir de “Selânik’te okul bittiğinde ne oldu?” sorusunu düşünelim… Erkekler “Hedefim büyük, başarısızlık yok” diyerek Selânik’in sokaklarında hızlı adımlarla yürürken, kadınlar okuldan sonra “Hadi, gelin önce bir kahve içelim, sonra konuşalım” diyerek bir araya geliyorlardı.
Mülkiye Rüştiyesi: Yalnızca Bir Okul Değil, Bir Zeka Oyunu!
Bundan yaklaşık 100 yıl önce, Selânik’teki bu okul, sadece bir eğitim kurumu değil, aynı zamanda öğrencilerine hayatta kalma becerilerini öğretme alanıydı. Burada dersler değil, stratejik düşünceler öğretiliyordu. Mülkiye Rüştiyesi’nin mezunları, tıpkı şimdiki zamanın iş dünyası profesyonelleri gibi, sınıfın her köşesini adeta bir satranç tahtası gibi analiz ederlerdi. Hangi öğretmenin hangi konuda daha sert olduğunu bilmek, hangi öğrencinin sınavdan önce ne kadar çalıştığını tahmin edebilmek, Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne giden öğrencilerin “özgül yetenekleri” arasında yer alıyordu.
İlk başta, burası tam anlamıyla bir okul değildi. Bir tür mini “devlet dairesi” gibiydi! Çocuklar arasında sosyal ilişkiler, öğretmenlerin ders anlatma tarzları, öğrencilerin ders geçme hırsları, bu sistemin parçalara ayrılmadan işlemeye devam etmesini sağlardı. Mezun olduktan sonra da, her öğrencinin yaptığı analizlerin sonuçları, yalnızca diplomayla değil, gerçekten günlük yaşamla da ölçülür hale gelirdi.
Bununla Birlikte, Neşeli Bir Tartışma Başlıyor!
Bu noktada forumdaşlara soruyorum: Selânik’teki Mülkiye Rüştiyesi’nde okuyanlar acaba bu “hayat okulunda” ne kadar başarılıydılar? Stratejik erkekler mi daha kazançlı çıkardı, yoksa empatik kadınlar mı sınıfta bir adım öndeydiler? Mesela, sınıf arkadaşlıkları “kariyer” gibi mi şekilleniyordu? O dönemin “herkes birbirine yardımcı olsun” kültürüyle günümüzün sosyal medya dostlukları arasında ne gibi benzerlikler var? Gerçekten de, o zamanlar herkesin “gerçek dostlar” olması mı bekleniyordu yoksa öğretmenlerin takdirini kazananlar mı daha avantajlıydı?
Forumdaki tüm bu soruları bir araya getirip cevaplarınızı merakla bekliyorum. O dönemin okul yaşamı hakkında öğrendiğiniz en ilginç şey neydi? Bizim zamanımızda bu tür stratejiler ya da empatik yaklaşımlar ne kadar farklı?
Ve unutmayın, Mülkiye Rüştiyesi’nin o eski öğrencileri hala Selânik’te buluştuğunda, bir yanda stratejiler konuşuluyor, diğer yanda ise kahkahalar eşliğinde eski okul günleri yad ediliyordur… Peki sizce, hâlâ “adam olmanın” ve “olgunlaşmanın” sırrı ne?
Hadi gelin, zamanın birinde, Selânik’teki Mülkiye Rüştiyesi Ortaokulu’na doğru, çok uzaklara gidelim… Yıl 1910 civarı… Burası, sadece bir okul değil; aslında bir dönem rüştiyesi, bir eğitim yuvası, bir takım kuralların dayatıldığı ama aynı zamanda çocukların hayal gücünü de zorladığı, sosyal ve stratejik bir savaş alanı! Belki de Selânik’teki bu okulun mezunları, sadece ders çalışarak değil, hayatın karmaşık ilişkiler ağına girmeyi öğrenerek de mezun oldular.
Okul ve İnsan: Erkeklerin Stratejik Hamlesi ve Kadınların Empatik Yaklaşımı
Okul deyince aklımıza gelen ilk şey, “okulda ne kadar başarılıyız?” sorusu olabilir. Erkeklerin bu konuda çözüm odaklı yaklaşımını çok iyi bilirsiniz! Mülkiye Rüştiyesi Ortaokulu’nda bile, “acaba dersleri nasıl geçerim, sınavlarda stratejimi nasıl belirlerim, öğretmeni nasıl etkilerim?” gibi analitik düşüncelerle dolu bir beyin fırtınası yapılırdı! Kimse “öğrenmeyi” düşünmez, genellikle "nasıl daha az çabayla geçebilirim?" stratejisi uygulanırdı. Bu, o dönemin genç erkeklerinin hayatta kalma taktiği gibiydi. Tabii, bir de o dönemlerin sınav sistemine bakınca, erkeklerin bu stratejik yaklaşımına hayran kalmamak elde değil.
Kadınlar ise, Selânik’teki Mülkiye Rüştiyesi'nde daha çok sosyal ilişkiler kurma ve empatik yaklaşımlar sergileyen taraflardı. “Hayatımı nasıl yönlendirebilirim?” sorusunu değil de, “Çevremdeki herkesle nasıl iyi ilişkiler kurabilirim?” diye düşünürlerdi. Hatta, bu dönemdeki kadınların okulda birbirlerine duyduğu samimi ilgi, bir tür “yardımlaşma kültürü” oluşturur, herkes birbirini desteklerdi. Tabii ki, sınıfta kim daha fazla not alacak, kim daha çok öğretmenle gözde olacak gibi oyunlar da vardı, ama temel mesele insan olabilmekti!
Bu yüzden erkekler “takım çalışması”na daha çok, “kendi başına bir şeyler yapma” yeteneği olarak bakarken, kadınlar ise “takım çalışması”nı, “herkesin birbirini anlaması ve desteklemesi” olarak görürlerdi. Şimdi bir de “Selânik’te okul bittiğinde ne oldu?” sorusunu düşünelim… Erkekler “Hedefim büyük, başarısızlık yok” diyerek Selânik’in sokaklarında hızlı adımlarla yürürken, kadınlar okuldan sonra “Hadi, gelin önce bir kahve içelim, sonra konuşalım” diyerek bir araya geliyorlardı.
Mülkiye Rüştiyesi: Yalnızca Bir Okul Değil, Bir Zeka Oyunu!
Bundan yaklaşık 100 yıl önce, Selânik’teki bu okul, sadece bir eğitim kurumu değil, aynı zamanda öğrencilerine hayatta kalma becerilerini öğretme alanıydı. Burada dersler değil, stratejik düşünceler öğretiliyordu. Mülkiye Rüştiyesi’nin mezunları, tıpkı şimdiki zamanın iş dünyası profesyonelleri gibi, sınıfın her köşesini adeta bir satranç tahtası gibi analiz ederlerdi. Hangi öğretmenin hangi konuda daha sert olduğunu bilmek, hangi öğrencinin sınavdan önce ne kadar çalıştığını tahmin edebilmek, Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne giden öğrencilerin “özgül yetenekleri” arasında yer alıyordu.
İlk başta, burası tam anlamıyla bir okul değildi. Bir tür mini “devlet dairesi” gibiydi! Çocuklar arasında sosyal ilişkiler, öğretmenlerin ders anlatma tarzları, öğrencilerin ders geçme hırsları, bu sistemin parçalara ayrılmadan işlemeye devam etmesini sağlardı. Mezun olduktan sonra da, her öğrencinin yaptığı analizlerin sonuçları, yalnızca diplomayla değil, gerçekten günlük yaşamla da ölçülür hale gelirdi.
Bununla Birlikte, Neşeli Bir Tartışma Başlıyor!
Bu noktada forumdaşlara soruyorum: Selânik’teki Mülkiye Rüştiyesi’nde okuyanlar acaba bu “hayat okulunda” ne kadar başarılıydılar? Stratejik erkekler mi daha kazançlı çıkardı, yoksa empatik kadınlar mı sınıfta bir adım öndeydiler? Mesela, sınıf arkadaşlıkları “kariyer” gibi mi şekilleniyordu? O dönemin “herkes birbirine yardımcı olsun” kültürüyle günümüzün sosyal medya dostlukları arasında ne gibi benzerlikler var? Gerçekten de, o zamanlar herkesin “gerçek dostlar” olması mı bekleniyordu yoksa öğretmenlerin takdirini kazananlar mı daha avantajlıydı?
Forumdaki tüm bu soruları bir araya getirip cevaplarınızı merakla bekliyorum. O dönemin okul yaşamı hakkında öğrendiğiniz en ilginç şey neydi? Bizim zamanımızda bu tür stratejiler ya da empatik yaklaşımlar ne kadar farklı?
Ve unutmayın, Mülkiye Rüştiyesi’nin o eski öğrencileri hala Selânik’te buluştuğunda, bir yanda stratejiler konuşuluyor, diğer yanda ise kahkahalar eşliğinde eski okul günleri yad ediliyordur… Peki sizce, hâlâ “adam olmanın” ve “olgunlaşmanın” sırrı ne?