Efe
New member
Derya ise çocuklarla konuşmaya başladı.
Bir kız çocuğu:
“Burada kitap okuyabileceğimiz sessiz bir yer olsun.”
Başka biri:
“Ben resim yapmak istiyorum.”
Bir erkek çocuk:
“Ben bilgisayar kullanmak istiyorum.”
Mert not aldı.
“Tamam,” dedi. “Bunları plana ekleyebiliriz.”
Derya gülümsedi.
“Gördün mü?”
“Neyi?”
“Çözüm için önce ilişki kurmak gerekiyormuş.”
Mert de gülümsedi.
“Sen de gördün mü?”
“Neyi?”
“Dinlemek güzel ama bir noktada gerçekten yapmak gerekiyor.”
Derya başını salladı.
“Haklısın.”
Bu sahnenin önemli tarafı şu: Erkekleri otomatik olarak “çözüm odaklı”, kadınları da otomatik olarak “empatik” kabul etmek doğru değildir. İnsanların yaklaşım biçimleri cinsiyetlerinden çok kişiliklerine, deneyimlerine, eğitimlerine ve içinde bulundukları koşullara göre değişebilir.
Mert'in stratejik düşünmesi erkek olduğu için değildi.
Derya'nın insan ilişkilerine dikkat etmesi de kadın olduğu için değildi.
İkisinin farklı deneyimleri vardı.
Ve birlikte çalıştıklarında ortaya daha kapsamlı bir yaklaşım çıkıyordu.
Bence hikâyenin bu kısmı, “erkekler şöyle, kadınlar böyle” şeklindeki kalıplardan daha öğretici.
Eğitim Bir İsimse Neden Bu Kadar Hareketli Görünüyor?
Akşam olduğunda Mert tahtaya tekrar “eğitim” yazdı.
“Şimdi asıl ilginç noktaya geldik.”
Derya:
“Dinliyorum.”
“Eğitim isim. Ama eğitim deyince insanın aklına sürekli hareket geliyor.”
“Çünkü isimler yalnızca elle tutulabilen nesneleri karşılamaz.”
Mert başını salladı.
İşte burada önemli bir dil bilgisi ayrımı ortaya çıkıyordu.
Türkçede isimler yalnızca “masa, kitap, okul, insan” gibi somut varlıkları karşılamaz.
“Sevgi”, “umut”, “bilgi”, “özgürlük”, “eğitim”, “başarı” gibi soyut kavramlar da isim olabilir.
Dolayısıyla “eğitim” kelimesinin zihnimizde bir süreç çağrıştırması, onun fiil olduğu anlamına gelmez.
Tıpkı “öğrenme” kelimesinin de belirli kullanımlarda isim görevinde bulunabilmesi gibi.
Örneğin:
“Öğrenme hayat boyu devam eder.”
Burada “öğrenme” bir isimdir.
Fakat:
“Çocuk yeni kelimeler öğreniyor.”
cümlesinde “öğreniyor” çekimli bir fiildir.
Kelimenin cümledeki görevini belirlerken yalnızca anlamına değil, aldığı ekler ve cümledeki kullanımına da bakmak gerekir.
Türk Dil Kurumu da eklerin sınıflandırılması konusunda farklı dil bilgisi yaklaşımlarının bulunabileceğini belirtmektedir; bu nedenle bazı eklerin işlevleri üzerine akademik tartışmaların olması, dil bilgisinin bütünüyle değişken olduğu anlamına gelmez. Türk Dil Kurumu
“Eğitim” Kelimesini Cümlede Yakalamak
Mert bu kez küçük bir oyun önerdi.
“Ben cümle söyleyeceğim. Sen eğitim kelimesinin görevini bul.”
Derya:
“Tamam.”
“Eğitim hayatın önemli parçalarından biridir.”
“İsim.”
“Eğitim için yeni bir bina açıldı.”
“İsim.”
“Eğitim programı yarın başlayacak.”
“Burada da isim.”
“Çocukların eğitimi konusunda toplantı yapıldı.”
“Yine isim.”
Mert:
“Peki ‘Çocukları eğitmek gerekir.’?”
Derya:
“Burada ‘eğitmek’ fiil.”
“‘Öğretmen çocukları eğitiyor.’?”
“‘Eğitiyor’ çekimli fiil.”
Mert tahtaya büyük harflerle yazdı:
EĞİTİM ≠ EĞİTMEK
Aralarındaki ilişki ise:
EĞİT- → EĞİTİM
Bu kadar basit görünen ayrım, sınavlarda ve dil bilgisi çalışmalarında oldukça işe yarayabilir.
Bir kelimenin kökünü, aldığı yapım ekini ve cümledeki görevini ayrı ayrı düşünmek gerekir.
Eski Okul Yeniden Açılırken
Aradan birkaç ay geçti.
Eski okul tamamen yenilenmedi.
Ama tamamen eski de kalmadı.
Bir sınıf kitaplık oldu.
Bir oda çocukların proje çalışmaları için ayrıldı.
Bahçeye birkaç masa yerleştirildi.
Duvarlardan birine mahalle sakinlerinin eski okul fotoğrafları asıldı.
Mert planını uygulamıştı.
Derya insanların hikâyelerini toplamıştı.
Fakat son toplantıda ikisi de aynı şeyi fark etti.
Eğitim yalnızca öğretmenin anlattığı, öğrencinin dinlediği tek yönlü bir süreç değildi.
Çocuklar birbirlerinden öğreniyordu.
Yaşlı mahalle sakinleri geçmişi anlatıyordu.
Gençler teknoloji konusunda başkalarına yardımcı oluyordu.
Bir öğrenci diğerine matematik anlatırken aslında kendi bilgisini de yeniden düzenliyordu.
Ve bütün bunların ortasında “eğitim” kelimesi, duvardaki eski tahtada sessizce duruyordu.
Bir isim olarak.
Ama arkasında sayısız eylem, ilişki, deneyim ve değişim taşıyan bir isim olarak.
Sonunda Cevap Tahtada Kaldı
Okulun açılış günü Mert, aylar önce yazdığı kelimelerin karşısına tekrar geçti.
Eğitmek → fiil
Eğitim → isim
Sonra altına bir cümle daha ekledi:
“Fiilden türemiş olması, kelimeyi fiil yapmaz.”
Derya yanına geldi.
“Bence bir şey eksik.”
“Nedir?”
“Şunu da yaz.”
Mert tebeşiri ona verdi.
Derya tahtaya şu cümleyi ekledi:
“Bir kelimenin türünü anlamak için cümledeki görevine ve yapısına birlikte bak.”
Mert başını salladı.
“Şimdi oldu.”
Kapının önünde çocuklar bekliyordu.
İçlerinden biri bağırdı:
“Öğretmenim, bugün ne öğreneceğiz?”
Derya kapıyı açtı.
“Önce soruyu.”
“Sonra?”
“Sonra cevabı birlikte bulacağız.”
Belki de eğitim kavramının en güzel taraflarından biri tam olarak buydu.
Bir soruya yalnızca cevap vermek değil, insanı yeni sorular sorabilecek hâle getirmek.
Ve bizim başlangıçtaki sorumuzun cevabı artık oldukça netti:
“Eğitim” isimdir.
Fiil değildir.
“Eğit-” fiilinden türemiş bir isim olarak düşünülebilir. “Eğitmek” ve “eğitiyor” gibi biçimler ise fiil kategorisindedir.
Bu ayrımı birkaç örnekle zihinde sabitlemek mümkün:
- Eğitim önemlidir. → “eğitim” isim
- Eğitim sistemi değişiyor. → “eğitim” isim
- Çocukların eğitimi başladı. → “eğitimi” isim
- Öğretmen çocukları eğitiyor. → “eğitiyor” fiil
- Çocukları eğitmek sabır ister. → “eğitmek” fiil kökenli isim-fiil biçimi
- Eğitimci öğrencilerle konuştu. → “eğitimci” isim
Buradaki son örnek de bize güzel bir şey hatırlatıyor: Türkçe, eklerle yeni kelimeler üretme bakımından oldukça zengin bir dildir. Bu nedenle kelimelerin yalnızca ilk bakıştaki anlamlarına bakmak yerine, kök + ek + cümledeki görev üçlüsünü birlikte değerlendirmek çok daha sağlıklı sonuç verir.
Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlük çalışmaları ve yapım ekleri üzerine yayımladığı dil bilgisi araştırmaları da bu tür çözümlemeler için güvenilir başvuru noktalarıdır. TDK Sözlük+1
Şimdi size forum için küçük bir soru bırakayım:
Bir kelimeyi öğrenirken yalnızca “Bu isim mi, fiil mi?” diye sormak yeterli mi?
Yoksa “Bu kelime nereden türemiş, hangi eki almış ve cümlede hangi görevde kullanılmış?” sorularını da birlikte sormak mı gerekir?
Bence eski okulun tahtasında kalan en değerli ders tam da burada:
Bir kelimeyi gerçekten anlamak, onun yalnızca bugün ne olduğunu değil, nasıl oluştuğunu ve cümlede ne yaptığını da görmekle başlıyor.
Bir kız çocuğu:
“Burada kitap okuyabileceğimiz sessiz bir yer olsun.”
Başka biri:
“Ben resim yapmak istiyorum.”
Bir erkek çocuk:
“Ben bilgisayar kullanmak istiyorum.”
Mert not aldı.
“Tamam,” dedi. “Bunları plana ekleyebiliriz.”
Derya gülümsedi.
“Gördün mü?”
“Neyi?”
“Çözüm için önce ilişki kurmak gerekiyormuş.”
Mert de gülümsedi.
“Sen de gördün mü?”
“Neyi?”
“Dinlemek güzel ama bir noktada gerçekten yapmak gerekiyor.”
Derya başını salladı.
“Haklısın.”
Bu sahnenin önemli tarafı şu: Erkekleri otomatik olarak “çözüm odaklı”, kadınları da otomatik olarak “empatik” kabul etmek doğru değildir. İnsanların yaklaşım biçimleri cinsiyetlerinden çok kişiliklerine, deneyimlerine, eğitimlerine ve içinde bulundukları koşullara göre değişebilir.
Mert'in stratejik düşünmesi erkek olduğu için değildi.
Derya'nın insan ilişkilerine dikkat etmesi de kadın olduğu için değildi.
İkisinin farklı deneyimleri vardı.
Ve birlikte çalıştıklarında ortaya daha kapsamlı bir yaklaşım çıkıyordu.
Bence hikâyenin bu kısmı, “erkekler şöyle, kadınlar böyle” şeklindeki kalıplardan daha öğretici.
Eğitim Bir İsimse Neden Bu Kadar Hareketli Görünüyor?
Akşam olduğunda Mert tahtaya tekrar “eğitim” yazdı.
“Şimdi asıl ilginç noktaya geldik.”
Derya:
“Dinliyorum.”
“Eğitim isim. Ama eğitim deyince insanın aklına sürekli hareket geliyor.”
“Çünkü isimler yalnızca elle tutulabilen nesneleri karşılamaz.”
Mert başını salladı.
İşte burada önemli bir dil bilgisi ayrımı ortaya çıkıyordu.
Türkçede isimler yalnızca “masa, kitap, okul, insan” gibi somut varlıkları karşılamaz.
“Sevgi”, “umut”, “bilgi”, “özgürlük”, “eğitim”, “başarı” gibi soyut kavramlar da isim olabilir.
Dolayısıyla “eğitim” kelimesinin zihnimizde bir süreç çağrıştırması, onun fiil olduğu anlamına gelmez.
Tıpkı “öğrenme” kelimesinin de belirli kullanımlarda isim görevinde bulunabilmesi gibi.
Örneğin:
“Öğrenme hayat boyu devam eder.”
Burada “öğrenme” bir isimdir.
Fakat:
“Çocuk yeni kelimeler öğreniyor.”
cümlesinde “öğreniyor” çekimli bir fiildir.
Kelimenin cümledeki görevini belirlerken yalnızca anlamına değil, aldığı ekler ve cümledeki kullanımına da bakmak gerekir.
Türk Dil Kurumu da eklerin sınıflandırılması konusunda farklı dil bilgisi yaklaşımlarının bulunabileceğini belirtmektedir; bu nedenle bazı eklerin işlevleri üzerine akademik tartışmaların olması, dil bilgisinin bütünüyle değişken olduğu anlamına gelmez. Türk Dil Kurumu
“Eğitim” Kelimesini Cümlede Yakalamak
Mert bu kez küçük bir oyun önerdi.
“Ben cümle söyleyeceğim. Sen eğitim kelimesinin görevini bul.”
Derya:
“Tamam.”
“Eğitim hayatın önemli parçalarından biridir.”
“İsim.”
“Eğitim için yeni bir bina açıldı.”
“İsim.”
“Eğitim programı yarın başlayacak.”
“Burada da isim.”
“Çocukların eğitimi konusunda toplantı yapıldı.”
“Yine isim.”
Mert:
“Peki ‘Çocukları eğitmek gerekir.’?”
Derya:
“Burada ‘eğitmek’ fiil.”
“‘Öğretmen çocukları eğitiyor.’?”
“‘Eğitiyor’ çekimli fiil.”
Mert tahtaya büyük harflerle yazdı:
EĞİTİM ≠ EĞİTMEK
Aralarındaki ilişki ise:
EĞİT- → EĞİTİM
Bu kadar basit görünen ayrım, sınavlarda ve dil bilgisi çalışmalarında oldukça işe yarayabilir.
Bir kelimenin kökünü, aldığı yapım ekini ve cümledeki görevini ayrı ayrı düşünmek gerekir.
Eski Okul Yeniden Açılırken
Aradan birkaç ay geçti.
Eski okul tamamen yenilenmedi.
Ama tamamen eski de kalmadı.
Bir sınıf kitaplık oldu.
Bir oda çocukların proje çalışmaları için ayrıldı.
Bahçeye birkaç masa yerleştirildi.
Duvarlardan birine mahalle sakinlerinin eski okul fotoğrafları asıldı.
Mert planını uygulamıştı.
Derya insanların hikâyelerini toplamıştı.
Fakat son toplantıda ikisi de aynı şeyi fark etti.
Eğitim yalnızca öğretmenin anlattığı, öğrencinin dinlediği tek yönlü bir süreç değildi.
Çocuklar birbirlerinden öğreniyordu.
Yaşlı mahalle sakinleri geçmişi anlatıyordu.
Gençler teknoloji konusunda başkalarına yardımcı oluyordu.
Bir öğrenci diğerine matematik anlatırken aslında kendi bilgisini de yeniden düzenliyordu.
Ve bütün bunların ortasında “eğitim” kelimesi, duvardaki eski tahtada sessizce duruyordu.
Bir isim olarak.
Ama arkasında sayısız eylem, ilişki, deneyim ve değişim taşıyan bir isim olarak.
Sonunda Cevap Tahtada Kaldı
Okulun açılış günü Mert, aylar önce yazdığı kelimelerin karşısına tekrar geçti.
Eğitmek → fiil
Eğitim → isim
Sonra altına bir cümle daha ekledi:
“Fiilden türemiş olması, kelimeyi fiil yapmaz.”
Derya yanına geldi.
“Bence bir şey eksik.”
“Nedir?”
“Şunu da yaz.”
Mert tebeşiri ona verdi.
Derya tahtaya şu cümleyi ekledi:
“Bir kelimenin türünü anlamak için cümledeki görevine ve yapısına birlikte bak.”
Mert başını salladı.
“Şimdi oldu.”
Kapının önünde çocuklar bekliyordu.
İçlerinden biri bağırdı:
“Öğretmenim, bugün ne öğreneceğiz?”
Derya kapıyı açtı.
“Önce soruyu.”
“Sonra?”
“Sonra cevabı birlikte bulacağız.”
Belki de eğitim kavramının en güzel taraflarından biri tam olarak buydu.
Bir soruya yalnızca cevap vermek değil, insanı yeni sorular sorabilecek hâle getirmek.
Ve bizim başlangıçtaki sorumuzun cevabı artık oldukça netti:
“Eğitim” isimdir.
Fiil değildir.
“Eğit-” fiilinden türemiş bir isim olarak düşünülebilir. “Eğitmek” ve “eğitiyor” gibi biçimler ise fiil kategorisindedir.
Bu ayrımı birkaç örnekle zihinde sabitlemek mümkün:
- Eğitim önemlidir. → “eğitim” isim
- Eğitim sistemi değişiyor. → “eğitim” isim
- Çocukların eğitimi başladı. → “eğitimi” isim
- Öğretmen çocukları eğitiyor. → “eğitiyor” fiil
- Çocukları eğitmek sabır ister. → “eğitmek” fiil kökenli isim-fiil biçimi
- Eğitimci öğrencilerle konuştu. → “eğitimci” isim
Buradaki son örnek de bize güzel bir şey hatırlatıyor: Türkçe, eklerle yeni kelimeler üretme bakımından oldukça zengin bir dildir. Bu nedenle kelimelerin yalnızca ilk bakıştaki anlamlarına bakmak yerine, kök + ek + cümledeki görev üçlüsünü birlikte değerlendirmek çok daha sağlıklı sonuç verir.
Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlük çalışmaları ve yapım ekleri üzerine yayımladığı dil bilgisi araştırmaları da bu tür çözümlemeler için güvenilir başvuru noktalarıdır. TDK Sözlük+1
Şimdi size forum için küçük bir soru bırakayım:
Bir kelimeyi öğrenirken yalnızca “Bu isim mi, fiil mi?” diye sormak yeterli mi?
Yoksa “Bu kelime nereden türemiş, hangi eki almış ve cümlede hangi görevde kullanılmış?” sorularını da birlikte sormak mı gerekir?
Bence eski okulun tahtasında kalan en değerli ders tam da burada:
Bir kelimeyi gerçekten anlamak, onun yalnızca bugün ne olduğunu değil, nasıl oluştuğunu ve cümlede ne yaptığını da görmekle başlıyor.