En iyi yabancı yazar kimdir ?

Sude

New member
Nobel Ödülü’nü Kazanan İlk Türk Yazar Kimdir?

Nobel Ödülü’nü Kazanan İlk Türk Yazar Kimdir? Orhan Pamuk’un Nobel’e Uzanan Hikâyesi

Bir edebiyat sohbetinde “Türkiye’den Nobel alan yazar kimdi?” sorusu açıldığında aslında cevap oldukça kısa: Orhan Pamuk. Fakat bu kısa cevabın arkasında yalnızca bir ödül töreni ya da bir yazarın kişisel başarısı yok. İstanbul’un kültürel yapısından Doğu-Batı tartışmasına, Türkiye’nin dünya edebiyatındaki görünürlüğünden bir yazarın uluslararası dolaşımına kadar uzanan oldukça geniş bir hikâye var.

Orhan Pamuk, 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk Türk yazardır. Nobel Komitesi ödülü verirken Pamuk’un, kendi şehrinin “melankolik ruhunu” araştırırken kültürlerin çatışması ve iç içe geçmesi için yeni semboller bulmasını gerekçe olarak gösterdi.

Burada önemli bir ayrıntı var: Nobel Ödülü’nün verilmiş olması, Pamuk’un “tüm zamanların en iyi Türk yazarı” ilan edildiği anlamına gelmiyor. Nobel Edebiyat Ödülü belirli bir edebî değerlendirme çerçevesinde verilen uluslararası bir ödül. Bu nedenle “Nobel aldı, dolayısıyla en iyi Türk yazardır” şeklindeki çıkarım akademik açıdan fazla basit kalır.

Orhan Pamuk Nobel’i Hangi Yıl ve Neden Kazandı?

12 Ekim 2006’da Nobel Komitesi, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü’nün Orhan Pamuk’a verildiğini açıkladı. Pamuk o sırada 54 yaşındaydı ve Nobel’in resmi biyografisine göre 7 Haziran 1952’de İstanbul’da doğmuştu. Ödülün dili de özellikle belirtilmiştir: Türkçe.

Nobel gerekçesinin merkezinde İstanbul bulunuyor. Bu bence Pamuk’un uluslararası başarısını anlamak açısından kritik bir nokta. Çünkü eserlerinde Türkiye’yi yalnızca egzotik bir “Doğu ülkesi” olarak sunmak yerine, modernleşme, kimlik, tarih, sınıf, din, sekülerlik ve Batılılaşma gibi birbirine bağlı meseleler üzerinden ele alıyor.

Nobel Akademisi’nin değerlendirmesinde de Pamuk’un romanlarının Batı ve Doğu değerleri arasındaki sınır bölgesinde kimlik arayışına yoğunlaştığı belirtiliyor.

Bu nedenle Nobel kararını yalnızca “Türk bir yazarın ödül alması” şeklinde okumak eksik kalır. Daha geniş açıdan bakıldığında, Türkiye’nin tarihsel ve kültürel deneyiminin dünya edebiyatında anlatılabilir bir mesele olarak görülmesinin de sembolik bir karşılığı vardır.

Pamuk’un Yazarlık Yolculuğu Bir Anda Başlamadı

Pamuk’un Nobel’e ulaşması, dışarıdan bakıldığında bir gecede gerçekleşmiş gibi algılanabiliyor. Oysa Nobel biyografisi farklı bir tablo ortaya koyuyor.

İlk romanı Cevdet Bey ve Oğulları, 1982’de yayımlandı. Uluslararası çıkışı ise özellikle 1990’larda güçlendi. Nobel biyografisine göre Benim Adım Kırmızı, 2000’de yayımlandığında Pamuk’un uluslararası tanınırlığını daha da sağlamlaştırdı.

İlginç taraflardan biri, Pamuk’un başlangıçta mimarlık eğitimi alması. Daha sonra yazarlığa yöneldi. Bu ayrıntı, yaratıcı üretimin her zaman tek bir doğrusal kariyer çizgisinden ilerlemediğini gösteriyor.

Bence forum açısından burada güzel bir tartışma noktası var: Bir yazarın uluslararası başarısını belirleyen şey yalnızca edebî yeteneği midir, yoksa çeviri, yayınevi, kültürel dolaşım, eleştirmenlerin ilgisi ve dönemin siyasi-kültürel atmosferi de aynı derecede önemli midir?

Pamuk örneğinde ikinci seçeneği tamamen göz ardı etmek mümkün değil.

“İlk Türk Nobel Edebiyat Ödülü” İfadesindeki Önemli Ayrım

Burada sık yapılan bir hata var. “İlk Türk Nobel Ödülü sahibi” ile “Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk Türk yazar” aynı şey değil.

Sorunun doğru cevabı Nobel Edebiyat Ödülü bağlamında Orhan Pamuk’tur.

Nobel’in resmi kaydında ödül açıkça 2006 Nobel Edebiyat Ödülü olarak geçiyor ve Pamuk “Turkish writer” olarak tanımlanıyor.

Ayrıca ödülün tamamı Pamuk’a verilmişti; Nobel biyografisinde ödül payı 1/1 olarak gösteriliyor.

Bu tür ayrıntılar küçük görünse de forum tartışmalarında yanlış bilgilerin yayılmasını önlemek açısından önemli. “Nobel aldı” demek başka, “Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan ilk Türk yazar oldu” demek başka bir iddia ve ikincisi resmi kaynakla doğrudan doğrulanabiliyor.

İstanbul Neden Pamuk’un Edebiyatında Bu Kadar Önemli?

Pamuk’un eserlerini İstanbul’dan tamamen bağımsız düşünmek zor.

Özellikle İstanbul: Hatıralar ve Şehir kitabında şehir yalnızca olayların gerçekleştiği fiziksel bir mekan değildir. Çocukluk, aile, hafıza, yoksulluk, toplumsal dönüşüm ve şehir kimliğiyle birlikte ele alınır.

Nobel konuşmasının Türkçe başlığı da dikkat çekici: “Babamın Bavulu.” Pamuk konuşmasında babasının ölümünden iki yıl önce kendisine yazıları, el yazmaları ve defterleriyle dolu küçük bir bavul verdiğini anlatıyor. Babası 2002 yılının Aralık ayında hayatını kaybetmişti.

Burada edebiyatın yalnızca “kitap yazmak” olmadığını görmek mümkün. Bavul, aile hafızası ile yazarlık arasında bir sembole dönüşüyor.

Bu tarafıyla Pamuk’un Nobel konuşması, edebiyatın bireysel deneyimle toplumsal hafıza arasında nasıl köprü kurabileceğine dair iyi bir örnek.

Erkek ve Kadın Okurlar Aynı Pamuk’u mu Okuyor?

Bu konuda dikkatli olmak gerekiyor. Erkeklerin daha pratik, kadınların ise daha duygusal okuduğunu kesin bir gerçek gibi ortaya koymak doğru olmaz. Okuma biçimini cinsiyetten ziyade yaş, eğitim, kültür, kişisel deneyim, edebî zevk ve yaşam koşulları gibi birçok değişken etkileyebilir.

Yine de forum tartışmalarında farklı okuma motivasyonlarını konuşabiliriz.

Bir erkek okur Pamuk’un romanındaki tarihsel yapı, anlatı tekniği veya kültürel çatışmayı daha analitik biçimde tartışabilirken başka bir erkek okur tamamen aile ilişkilerine odaklanabilir. Benzer biçimde bir kadın okur karakterlerin duygusal dünyasını ve ilişkilerini merkeze alabilirken başka bir kadın okur kitabın politik, tarihsel veya yapısal yönünü inceleyebilir.

Dolayısıyla burada “erkekler böyle okur, kadınlar şöyle okur” demek yerine, aynı kitabın farklı deneyimlere sahip insanlarda farklı karşılıklar oluşturması daha anlamlı bir yaklaşım.

Pamuk’un edebiyatının güçlü taraflarından biri de zaten bu çoğulluğa izin vermesi.

Nobel Ödülü Türkiye Açısından Ne Değiştirdi?

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, 12 Ekim 2006 tarihli açıklamasında Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasının Türk edebiyatının dünya çapında daha geniş tanınmasına katkıda bulunacağı görüşünü dile getirmişti.

Bu değerlendirmeyi doğrudan ölçmek kolay değil. Çünkü “Nobel’den sonra Türk edebiyatı yüzde kaç daha tanındı?” şeklinde tek bir gösterge bulunmuyor.

Ancak Pamuk’un kitaplarının farklı dillere çevrilmesi, uluslararası üniversitelerde okutulması ve eserleri üzerine akademik çalışmalar yapılması, ödülün kültürel görünürlüğü artıran önemli bir araç olduğunu düşündürüyor.

Burada edebiyat ile kültür ekonomisi arasında da bağlantı ortaya çıkıyor. Bir yazarın uluslararası ödül kazanması, yalnızca o yazarın satışlarını değil, çeviri piyasasının Türkiye’den çıkan diğer yazarlara yönelik ilgisini de etkileyebilir. Bunun etkisinin ne kadar olduğunu kesin rakamlarla Pamuk’a bağlamak ise ayrıca araştırma gerektirir.
 
Üst